22.10.2017 / İstanbul – Gece olup hem yerküreyi hem de gölleri denizleri okyanusları ısıtan güneş yerini karanlığa bıraktığında, o güneşin yokluğu sonucu ortaya çıkan gizemli karanlıkta, özellikle Marmara Denizi’nde, pörtlek turuncu gözleriyle gün içinde saklandığı yuvalarından çıkan kocaman ağzıyla gecelerin sakin efendisi turuncu bir ejderha türü yaşar. Zehirli dikenleriyle ve taş gibi olan çıkıntılı olan derisiyle etrafına korku salmasına rağmen muhteşem güzellikte bir zaman yolcusu olan bu meraklı ejderhalar uzun yıllardır denizlerimizde yaşamaktadır. İki kıtayı birbirine bağlayan farklı kültürlerin farklı notalarını ve özelliklerini tek bir senfonide bir araya getiren İstanbul’dan zaman içerisinden pek çok medeniyet gelmiş geçmiş ama bu meraklı ejderhalar her zaman İstanbul’un gizemli sularında yaşamaya, merak etmeye, merak ettikleri şeyleri önce yiyip sonra düşünmeye devam etmişlerdir. Bu turuncu minik ejderhalar bizim bu akşam LRF takımlarımızla peşinde olduğumuz tür olan iskorpitten başkası değildir. Akşamdan yaptığımız hazırlıkların ardından güneşin batmasının ardından merada yerimiz aldık ve önce vibrasyon yemleriyle denizi taramaya başladık. Hava iyice karardıktan sonra kokulu yemlerimizi jighead’lerimize takarak taşlık olduğumuz bir bölgede silikonlarımıza aksiyon vermeye başladık. Bir anda beklenen o nice zamandır hasret kaldığımız vuruş geldi. Vuruşun gelmesiyle açık kalamanın sesi bir piyanoyla çalınan re majör arpej dizisi gibi karanlıktaki sessizliği yok edercesine yankılandı. Keyifli mücadelenin ardından hedef balığımızı yakalamayı başarmış olmanın, onunla iletişime geçmiş olabilmenin verdiği mutlulukla kısa bir fotoğraf faslının ardından bu turuncu ejderhayı yuvasına, karanlık denizlere; o turuncu gözleriyle o karanlık denizleri aydınlatsın diye geri saldık. Avımızın devamında bir tane daha bir öncekinden daha küçük bir iskorpit kandırmayı başardık ve avın sonuna doğru da bir istavrit silikon kurdumuzun kokusuna dayanamayıp atlayınca onunla da selamlaştık. Avın sonucunda iki iskorpit balığı ve bir istavrit yakalamayı başardık. Yakaladığımız bütün balıkları ait oldukları İstanbul’un karanlık ve gizemli sularına özgürlüklerine geri gönderdik. Oltanız suda, balığınız bol olsun.
23.11.2019 / Çanakkale – Bazı gölgeler vardır görebilmek için kör olmak gerekir. Bazı sesler vardır duyabilmek için sağır olmak gerekir. Bazı hedefler vardır ulaşabilmek için deli olmak gerekir. Ama kime göre neye göre işte bütün mesele budur. Vedat Kaptan’la yine bu sorulara cevap aramak için limanda saat 7.30 civarı buluştuk ve saat 8 gibi yen maceralara, yeni cevaplara ve yeni balıklara doğru yola koyulduk. Hedefimizde yine geçen seferki gibi mercan balıkları vardı. Avlandığımız kristal mavisi sularda oltamıza genellikle üç tür mercan geliyor. Bunlardan ağırlıklı olarak avını yaptığımız mercan türü has mercan ya da daha bilinen adıyla kırma mercan. Vitrin mercanı ve sivriburun mercan da denilmekte. Genellikle kırma taşlık ve kumlu bölgelerde bulunan bu mercan genellikle küçük topluluklar halinde yaşarlar ve yaşadıkları bölgeyi yaşamları boyunca hiç terk etmezler. Avlandığımız sularda en fazla 1 kg ağırlığa ulaştığı görülen bu mercan türü sportif balıkçılık açısından çok değerl...