04-05.01.2026 - Balıkesir / Yılın ilk günü başarılı geçen kalamar ve sübye avımızın ardından hafta sonu da yine aynı bölgede bir av yapmaya karar verdik ve sabah erkenden Ege’nin kristal mavisi sularına doğru yola çıktık. Hafta sonu hava kuvvetli lodos, ay dolunay evresinde ve ara ara yağışlı parçalı bulutluydu. Arada bulutların arasından kendisini göstermesini umduğumuz dolunaya bel bağlamıştık biraz da verimli ve unutulmaz bir av gerçekleştirmek için. Lodos nedeniyle olsa gerek, sıcaklıklar yol boyunca 15 derece üzerinde seyrediyordu ve gece de 10 derece civarında olacaktı. Bu bizim için gece olta atarken üşümeyeceğimiz anlamına gelse de aynı gezegeni paylaştığımız kafadanbacaklı arkadaşlarımız için de aynısı geçerli olacak mıydı acaba. Öğleden sonra av yapacağımız bölgeye gelip lojistik ve tedarik (Ayvalık tostu ve ayran) gibi işleri hallettikten sonra güneşin kararmasına bir buçuk-iki saat kala haritadan gözümüzü kestirdiğimiz noktaya mümkün olan en yakın yere arabayı park edip yürüyüşe geçtik. Hava şiddetli lodos estiğinden mera seçimini de ona göre yapmış; normalde av yaptığımız, genelde bölgede esen poyrazı arkadan alan meralarımızı tercih etmemiştik. Poyraz alan meralar lodosta, lodos alan meralar da poyrazda uğradığımız yerlerdi eging avlarında. Oltalarımızı çıkarıp hazırlamaya başladık, rüzgâr beklediğimizden biraz daha farklı bir yönden, daha doğulu esiyordu. Makilik bitki örtüsüyle kaplı kayalık bölgede zorlukla 6000 adım ilerledik ve mera olarak adlandırabileceğimiz bir buruna geldik. Daha önce avlanmadığımız bir yerdi burası, ücra sayılabilecek, kışın hiç insan izinin olmadığı, tertemiz, dağların kıyıya dik bir şekilde denizle buluştuğu bir yer. Anavatanın terra rossa kayaç yapısında taşların o kendine özgü kırmızı rengi, egenin sonsuz maviliğine karışıyordu. Hava daha aydınlık olmasına rağmen atışlara başladık. Gündüz daha iyi çalışacağını tahmin ettiğimiz Yamashita Egi-Oh K Super Shallow’un Keimura gövde üzerine pembe ve mor renkli 3.5luk bir zokasıyla başlamıştık ava, glowları ise daha karanlık zamanlara bırakmıştık. Keimura gövdeler UV aktif gövdelerdi ve 8m/s gibi aşırı yavaş batan bir model seçmiştik. Aslında meraya vardığımızda meranın derinliği biraz hayal kırıklığı yaratmıştı. Suya dik bir şekilde giren burun suyun içerisinde aynı eğimde devam etmiyor, sığlaşıyor ve kum/erişte öbekleri oluşturuyordu. Hızlı batan sahteleri buradaki eriştelere çekmek neredeyse imkânsızdı. Derin sulara ulaşmak için daha uzun atışlar yapmak gerekecekti, ama arada şiddetli sağanaklarla esen rüzgâr arka çaprazdan geldiğinden atış mesafemiz fark edilir ölçüde artmıştı. Çeşitli zokalar deneyerek bu şartlar altında hava ilk kararma emarelerini gösterene kadar at çek yapmaya devam ettik. Aksiyon olarak pek sert jerk hareketleri yapmıyor daha yumuşak aksiyonlara ağırlık veriyorduk. Yoğun bulutlar nedeniyle ne güneşi ne de ayı görebiliyorduk, sadece ortamın aydınlığından güneşin batıp batmadığını tahmin edebiliyorduk. Alacakaranlıkta henüz kafa fenerini çıkarmamışken daha önce pek çok farklı merada şans verdiğimiz yine Yamashita’nın Egi-Oh F serisinin 2.5 luk turuncu bir zokası gözümüze çarptı, bu da İspanya’dan getirttiklerimizdendi. Egi-Oh F serisini Yamashita/ Maria dış pazarlar için geliştirmiş, iş yapacak ve pahalı olmayacak optimum sahteyi sunmak istemiş kullanıcıya; zoka transparan glow gövdeye, Egi-Oh Live serisiyle aynı gövde kalıbına sahip ve 2.5’luk boylarının batış hızı 5.5 m/s. Bu bilgiler ışığında içinde bulunduğumuz pek de derin olmayan, bulutlu ve alacakaranlık ortamda kesinlikle denemeye değer bir zoka olduğuna karar verip klipse taktık ve atabildiğimiz kadar uzağa attık. Makinamız Daiwa Emeraldas E 3000S-H’yı aslında hem spin hem eging için kullanırız diye düşünüp genel geçer 0.16 mm Daiwa J-Braid Grand 8X sarmıştık ve 10 gramlık sahteleri atarken bir kere kuş gözü sorunuyla karşılaşmıştık, bu da bize genelde 10 gram olan 2.5’luk zokaları atarken 0.13 mm gibi daha ince bir ip kullanmamız gerektiğinin sinyalini vermişti aslında. Ama bunlar detaydı, olmuşa çare yoktu artık elimizde ne varsa onu en iyi şekilde kullanmak gerekliydi. Rüzgarın da etkisiyle iyi bir mesafe kat eden zokamız suyla buluştu, ve yine 1000den 1050ye doğru saymaya başladık. Yeterince beklediğimize kanaat getirip makinayı kapatıp sarmaya başladığımızda ilk başta fazla bekleyip dibe takıldığımızı sandık çünkü ağırlaşıp gevşiyor, açık kalamayla zokayı dipten koparamıyorduk. Balık avlarında balık geldiğinde kafa atışlarından balığı net şekilde ayırt edebilsek de böyle otluk eriştelik meralarda kafadanbacaklıların vuruşlarını yosunlara takılmalardan ayırt etmek zor olabiliyordu. Kamışı bırakıp elle ipi çekince aslında zokanın dibe takılmadığını fark ettik, zokanın ucunda bir canlı olmalıydı. Hemen hafifçe sıktığımız kalamayla sabit hızda zokayı toplamaya başladık. Büyük ihtimalle yosunların içine doğru yüzmüştü zokamıza akşam yemeği niyetiyle saldıran. Derken zokamız yüzeyledi ve ucunda güzeller güzeli bir kalamar (Loligo vulgaris) vardı. Kıyıya almak için kepçemiz yoktu ve denize pek dik inmeyen bir taşın üstünden kalamarı çıkartmayı başardık. Uzun bir aradan sonra Loligo Vulgaris ile tekrardan buluşmuştuk. Bu güzeller güzeli, yeşil renkleri, beyazdan kırmızıya dönen gövdesi ve şeffaf dokunaçlarıyla türünün en muhteşem örneklerinden biriydi. Kendisiyle birkaç poz alıp bu anı ölümsüzleştirdik. Hava kararmaya başlamıştı. Çantadan kafa fenerini çıkartırken oltamızı atmış dibe inmesini bekliyorduk. Bu sırada zokamız dibe inmiş ve birileri tarafından leziz bulunmuş olmalı ki, boşunu alıp daha aksiyona başlamadan bir canlının daha zokanın üzerinde olduğunu fark ettik. Bu gelen de harika desenli ve meraklı gözlerle neler olduğunu anlamaya çalışan meraklı bir sübyeydi, Egi-Oh F 2.5’a bütün dokunaçlarıyla sarılmıştı. Kendisi fotoğraflayıp ait olduğu gizemli denizlere geri gönderdik. Avın devamında Fladen Wog 3.5’luk ile bir güzel sübye daha alıp yuvasına saldık. Kararan hava ve daha arabaya kadar yürüyeceğimizi göz önünde bulundurarak avı bitirdik ve kafadan bacaklılarla buluşmanın mutluluğuyla meradan ayrıldık. Arabaya kadar giden yolda birkaç koyda atışlar yapsak da sonuç alamadık. Gece akşam yemeğinin ardından daha sakin ama daha insanlığa yakın bir koyda parçalı bulutların arasından kendini gösteren ay eşliğinde denemeler yapsak da burada da başka vuruş alamadık. Ertesi gün sabah suyunu kaçırdık ve günü yeni mera arayışları yaparak ve yerel balık avı malzemesi dükkânlarını ziyaret ederek değerlendirdik, bazı bilindik ama avlanmadığımız yerlerde kayalarda mürekkep izleri aradık ama zıpkıncıların faaliyeti ve meralarda hoşumuza gitmeyen başka öğlelerden dolayı, poyraz meralarımıza gitmeye karar verdik. Saat 3 gibi poyraz meramıza vardık, amacımız meradaki burnun ötesine yürümek ve rüzgâr almayan kısıma geçebilmekti ama ne yazık ki hem özel mülkler hem de git gide sıklaşan bitki örtüsü ve dikleşen kayalıklar yüzünden bu mümkün olmadı. Eski noktalarımızdan atışlar yapsak da aşırı lodos bu merada çalışmayı anlamsız hale getiriyordu. Atıştıran yağmur nedeniyle yol bozuk olduğundan da bir önceki gün kalamar ve sübye aldığımız noktaya gidemiyorduk (Zaten ulaşması yaya olarak da zorlayıcı bir yerdi).  Google Haritaları açıp yolumuzun üstü kuzeye bakan küçük bir burun bulduk ve oltaları toplamadan öylece arabaya koyup saat 5 gibi bu noktaya vardık. Küçük bir balıkçı barınağının dış kısmından atışlara başladık. Mera derin bölgedeydi ve zokaların düştüğü yerler 7-8 metre derinlikteydi. Saat 6 ya doğru birerli ikişerli elinde spin takımlarla kalamara atan oltacılar geldi. Güneşin battığı saatlerde merada 5 kişi zoka atıyordu. Bu noktada çeşitli zokalarla çalışsak da hava kararana kadar hiç kimse kalamar alamadı. Gözlemlediğimiz kadar Ege denizinde spinciler kalamara genellikle DTD Ballistic serileri atıyorlardı. Hem atış erimi hem de çeşitli glow ve renk seçenekleriyle uzak atışlı ve ulaşılabilir zokalardı. Biz de bir adet edinmiştik ama DTD ile geçmişte hiç balık alamadığımızdan biraz şüpheliydik, denemelerimizde başka marka zokalara ağırlık veriyorduk. Balıkçı barınağından küçük bir tekne de kalamara çıkmış ve 500 metre kadar açığımızda ışık açmıştı. Hava karardığından mavi glowlu Duel Ez-Q 3.5’luk zokamıza şans vermek istedik. Daha önce irice bir sübye almıştık kendisiyle. Atış yapıp bir süre bekledikten sonra sarmaya başladık ki olta birden ağırlaştı ve ota takıldı (ya da biz öyle sandık). Sonra fark ettik ki bu dipteki ot parçası kalama alıyor, heyecanla kendimize doğru çekmeye başladık. Merakla kendimize yaklaştırdığımızda bunun öncekilerden daha açık renkli harika desenli bir sübye olduğunu fark ettik. Yine kepçesiz olduğumuzdan hafif suya batmış bir kayanın üstüne sürterek sübyeyi kıyıya aldık. Kendisine zokamızı tanıtıp egileri yem zannetmemesini tembihleyip yuvasına geri gönderdik. Giderken arkasında mürekkepten bir iz bıraktı ve bu av macerasının son ziyaretçisi oldu. Avın devamında başka vuruş alamadık ve saat yedi buçuğa doğru avı sonlandırıp takımlarımızı toplayıp yola koyulduk. Doğayla bağ kurduğumuz ama hiçbir canlıya bağlanmadığımız, bilinmezlerle dolu koca denizde evrim yolunda rotadan sapmış ama bir şekilde uyum sağlamayı başarmış kafadanbacaklı canlılarla buluştuğumuz unutulmaz bir macera oldu. Oltamıza gelen ve gelmeyen bütün canlılara sonsuz teşekkürler. Oltanız suda balığınız bol olsun.

 

Daiwa Emeraldas S 53M 253 cm 7–21 gr
Daiwa Emeraldas E 3000S-H
Daiwa J-Braid Grand 0.16 mm
Daiwa Prorex Fluorocarbon Shock Leader Super Soft 0.30 mm
Yamashita EGI-OH F 2.5
Duel EZ-Q Cast 3.5

 

Okuma Dead Ringer 258 cm 12-45 gr
Okuma Ceymar 40-c
Dynamix Jig Line 0.22mm
Daiwa Prorex Fluorocarbon Shock Leader Super Soft 0.36 mm
Fladen Wog 3.5





















Bu blogdaki popüler yayınlar